Bu yorgun argın akşam üstü, Herhangi bir Anadolu toprağına Sırtüstü uzanmak istiyorum. Biliyorum, Bu saatlerde bir kadife gibi yumuşak olur, Anadolu toprağı. Medeniyetlerin kurulup yıkıldığı, Topraklara uzanmak istiyorum. Toprağın sıcaklığını duyar duymaz Akıp gidecek bütün yorgunluğum. Biliyorum, Bu saatlerde bir kadife gibi yumuşak olur, Anadolu toprağı.
Büyük Cumhuriyetimizin 88. yılını bir yanda terör bir yanda deprem felaketiyle biraz buruk kutluyoruz. Bu bayramı bize yaşatan başta Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK olmak üzere bütün şehit ve gazilerimizi şükranla anıyoruz. CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!
Ey bahçemdeki ağaç! Kıskanıyorum seni. Sen soğukta- sıcakta, Yağmurda karda, Gecede ve gündüzde, Başın dik durabiliyorsun. Oysa ben, eğiliveriyorum, Bir küçük esintide, Sapsarı başaklar gibi.
Uyandım. Seni gördüm yanımda. Bir kutsal emaneti bekler gibi, Beklemişsin beni, belli. Gözlerin uykusuzluktan kızarmış. Ben uyandım artık sevgilim, Gün bizim günümüz artık. El ele vererek kırlarda koşabiliriz. Uzanabiliriz boylu boyunca, mis gibi kokan toprağa. Ve hayatın bütün dallarına tutunarak Büyütebiliriz kızımızı. Sen, ben ve kızımız… Dünyanın en güzel üçlüsü. Hayata yeniden “Merhaba!” demenin tadında Sevgimiz, uçsuz bucaksız.
Bir uçurtma yaptım. Gökkuşağı gibi rengarek. Saldım gökyüzüne. Rüzgara karşı geldikçe yükseldi. O yükseldi, Ben ipini saldım. O yükseldikçe Ben ipini saldım. İpe bir şey olmaz sandım. Derken bir şiddetli rüzgar esti, Sağlam dediğim ip koptu. Ama nereden bilirdim, Uçurtmanın özgürlük düşkünü olduğunu...
Ağacım, Hapsettik seni. Bahçemizi güzel göstermek için, Küçücük bir saksıya. Oysa sen, En uçsuz bucaksız ovalarda Ya da efil efil esen bir yaylada Veya dalgaların oynaştığı masmavi sulara bakan bir yerde olmayı hak ediyorsun.
Ağacım, Hapsettik seni, Kendimizi güzel göstermek adına, Ufacık bir saksıya.
Oturup masmavi yıldızlar altında, Yemyeşil bir gökyüzü düşünüyorum, Çocuk resimlerine benzeyen. Ağaçların yaprakları kırmızı, Dağların ardından doğan güneş, mor. Uzaklarda bir ev, sarı kiremitli. Bacasında bir duman, bembeyaz. Bu galiba bizim evimiz. Belki de hiç yaşamadığımız. Sarı kiremitli, güzel evimiz.
Seninle, Bir akşamüstü, İzmir'in herhangi bir kıyısından Ayaklarımı suya batırıp, Güneşin el sallayışını izlemek istiyorum, Bulutlara inat. Bir yanımda serin bir imbat, Bir yanımda sen, Burnumda denizin tuzlu kokusu. Kulaklarımda martıların çığlıkları. Gözlerimde gözlerin. Önümüzde uçsuz bucaksız deniz, Bu tablo içinde İzmir ve sen ne güzelsiniz.
Önce bir damla düştü, Susuzluktan çatlamış toprağa. Sonra ikincisi,üçüncüsü... Derken birçok damla düştü gökten, Birbiri ardınca. Kokusu yayıldı toprağın. Pencerelerden süzülerek, Girdi beton evlerin içine.
Kolay bir iş değil doğrusu,çınar olmak. Her dalında bir yara olacak, Yeri gelecek kuruyacak dalların,buna dayanacaksın. Yağmursuz kalacaksın bütün yaz,dayanacaksın. Yazın sıcağı,kışın ayazı üzerinden geçecek yine dayanacaksın. Sevdalılar adlarını kazıyacak gövdene, Bu acıya aldırmayıp dayanacaksın. Bir gün yol geçecek hemen yanı başından, İşçiler bir karış toprağa mahkum edecek seni, Sen yine dayanacaksın. Hepsinden geçtim,yalnız kalacaksın bir ömür boyu,
Yine dayanacaksın.İşte böyle zor çınar olmak, Çınar olabilmek. Her baba yiğidin harcı değil anlayacağın...